Deccal, Mehdi-i Azam ve İsa as meselesi ahir zamanın en büyük hadiseleri olmakla beraber bunlar birbirleri ile de bağlantılıdır.
Deccal meselesi…
Peygamberimiz’in sav Adem as’dan kıyamete kadar bundan büyük hadise yoktur dediği hadise…
Bu yüzden bu konuda kalem oynatmak kolay olmasa gerek. Belki de benim boyumu çoook aşan bir hadise…
Ne var ki bu konuda bilgiye çok ihtiyaç var. Bu konuda kafalar çok karışık, ve bu konuda çok şeyler söylenmiş… “Deccal gelmiş geçmiş” diyenler olduğu gibi “henüz gelmemiş, ileride gelecek” diyenler de pek çok… Belki de bu konu biraz üstü kapalı kalması gereken bir konu. Çünkü sıradan bir mesele değil. Bu, imtihan dünyasının belki de en büyük sorularından biri… Bu yüzden belki pek çok alim ondan üstü kapalı bir şekilde bahsetmiş. Onun perdesini fazla açmak hikmete zıt olabilir ve kişiyi manen büyük tehlikeye atabilir.. Öyleyse biz dahi onun perdesini fazla açmadan bahsetmemiz gerekir... Öyle de yapmalıyız ancak günümüz insanını da ikaz edecek şeyleri söyleyip gözleri manen bütün bütün kör olmayanların göreceği şekilde işaret edip bahsedeceğiz inşallah..
Bu dünya imtihan yeridir. “İnsanlar sadece, inandık demeleriyle bırakılacaklarını ve imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar?” Ankebut Suresi 2
İmtihanın bir özelliği de imtihan süresince cevapların verilmemesidir. Yoksa imtihan esnasında soruların cevapları verilirse imtihanın bir anlamı kalmaz. İşte bu imtihan dünyasında Adem as’dan beri bu imtihan sırrı bozulmamış, pek çok kavim helak edildiği halde, pek çok mucizeler görüldüğü halde imtihan sırrı muhafaza edilmiştir. Yani kişiler ister istemez inanmak zorunda kalmamışlar. İradeleri hep ellerinde olmuştur. Yani mesela bizler kabir hayatına peygamberimizin sav haber verdiği şekilde inanıyoruz amma gözümüzle görmedik. Eğer kabirde şu anda yaşananlar herkes tarafından görülse o zaman buna inanmanın bir anlamı kalır mı? Veya bugün ahirete giden inançlı inançsız herkes ahireti, melekleri gördü ve artık hepsi inanıyorlar amma bunun onlara bir faydası var mı? Elbette yok. Çünkü onların imtihanı bitmiş ve her şeyi gözleri ile görmüşlerdir. Demek kişi sekerata girene kadar bu imtihan sırrı devam edecektir. İmtihan sırrı deccal döneminde de devam edecektir. Ta ki güneş batıdan doğana kadar. Yani güneş batıdan doğmadıkça Deccal dönemi de olsa yapılan iman da yapılan ibadette ve bütün iyilikler de geçerli olacaktır. Ancak güneş batıdan doğduğu zaman imtihan bitmiş olacak ve herkes peygamberlerin doğru olduğunu kabul edip iman edeceklerdir amma işte bu iman geçersiz olacaktır. Çünkü imtihan sırrı bitmiş olacaktır. Bu durumda, şimdi, henüz imtihan devam ettiğine göre, elbette imtihana zarar verecek şeyleri söylemek yasak olacaktır.
Şimdi insanlık tarihinin en büyük fitnesinden ve o fitnenin başındaki en şer insanlardan bahsedeceğimiz konumuza DECCAL konusuna başlıyoruz.
Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor:
“Hz.Âdem’den kıyâmet kopuncaya kadar deccal’dan daha büyük bir fitne yoktur.” Müslim
Malumdur ki Adem as’dan beri insanlık tarihinde iki cereyan, iki akım devam edip gelmektedir; İman ve küfür akımları. Bu akımlar hikmet ile bazen biri diğerine, bazen de diğeri öbürüne galip olarak devam edip gelmektedir. Bu cereyanların iman tarafının başında başta peygamberler ve o peygambere uyan onların yolunda gayret eden ehl-i iman bulunmaktadır.
Küfür tarafında da Nemrud’lar, Firavun’lar, Ebu Cehiller, Ebu Lehebler ve elbette her devirde onların temsilcileri durumunda olan şer kişiler bulunmaktadır. Bu iki cereyan Adem as’dan bu yana mücadele ederek gelmişlerdir. İşte bu iki cereyan kıyamete kadar da birbirleri ile mücadele ederek devam edeceklerdir.
Ahir zamanda ise bu kafirlerin cereyanı kuvvet bulacak ve bu cereyanın başına Deccal denen şahıslar geçecektir. Bu deccallerin islam aleminde çıkıp şeriati, yani Allah’ın hükümlerinin tatbikini kaldıracak olanlarına küçük deccalller veya süfyan adı verilmiştir. Alemi küfür içinde çıkıp ilahlık dava edecek olan ve bütün dünyada küfür namına hüküm sürecek olanlarına da büyük deccaller denmektedir.
Her ne kadar, her zaman, hatta en küçük yerleşim yerlerinde bile şer cereyanı temsil eden kimseler ile onların karşısında hak yolu savunan kimseler olmuştur. Ancak bu ahir zamandaki deccal hadisesi çok farklıdır. Çünkü bu deccallerin özelliği ilahlık dava etmeleri, insanları kendilerine itaat etmeye, bir nevi kendilerine kulluk etmeye zorlamaları ve bu hareketleri, küçük bir köy veya kasabada değil, ülkeler çapında, hatta büyük deccalin bütün dünyada hükmedip yapması deccal hadisesinin ne denli büyük bir hadise olduğunu göstermektedir. Onlar insanların Allah’a kulluk etmelerini yasaklamaları, kendilerine kulluk etmeye zorlamaları yüzünden ve bunu dünya çapında yapmaları ve Allah’ın mülkündeki bu dünyada Allah’a meydan okuyarak Allah’ın kullarına Allah’a kulluk yapmayı yasaklamaları hayal bile edilemeyecek kadar büyük bir hadise ve haddi aşmak olmasından deccal hadisesi gibi dehşetli bir fitneyi dünya bu güne kadar ne görmüş ve ne de bundan sonra görecektir. Fakat peygamberimiz sav ‘in haber verdiği pek çok hadislerden de anlaşılacağı üzere bu deccaller aldatarak iş görecekler ve yalancı oldukları halde doğru gibi kendilerini gösterecekler, zulüm yaparken adalet dağıttıklarına insanlara inandıracaklardır. Bunlar bütün insanları kandıracaklardır. Ancak müminler iman nuru ile bunları fark edecektir. Demek imanı olmayanlar bunları iyi görüp peşlerine takılacaktır. Ancak müminler bunları fark edip onlarla mücadele edeceklerdir.
Ahir zaman ve Deccaller ile ilgili hadisler ekseriya imtihan sırrının gereği olarak biraz kapalı ve teşbihler ile anlatılmıştır. Dolayısıyla bu meseleyi anlayabilmek için hal dilini ve teşbih ile anlatımın nasıl olduğunu bilmek gerekmektedir.
Hadislerden anlaşıldığı gibi bunlar ilahlık dava edecekler amma bu “ben ilah’ım şeklinde olmayacak, belki her hareketleri ile ilahlık ilan edeceklerdir. Onların alınlarında “bu kâfirdir” yazılı olması da Allahu alem onların her hareketinden kâfir oldukları belli olacak, ancak bunu müminler iman nuru ile fark edebileceklerdir.
Kesin olan bilgiler ile konuya girelim. Bir kere bu deccaller küfür cereyanının başında olacaklardır. Ve görünüş olarak diğer insanlardan farklı bir görünüşleri olmayacaktır. Hadislerden anlaşılacağı üzere onların gözlerinden haber verilmiş,, alnından bahsedilmiş ve hakeza.. Yani görünüşleri diğer insanlar gibidir. Zaten öyle olmasalar insanları nasıl kandırabilirler? Diikat edilirse onların deccal olduklarını ancak müminler iman nuru ile fark ederler. Demek diğer insanlar fark edemiyecekler. Bu bize onların diğer insanlaradan farklı olmadıklarını ispatlamaktadır. Zaten öyle olmaları akıl ve mantığın da gereğidir. Öyle olmasa insanlar onlardan kaçar ve onlar hiç kimseyi kandırıp peşlerine takamazlardı.
Demek ki;
1. Deccaller görünüş olarak diğer insanlardan farklı olmayacaklardır,
2. Deccaller peygamberlerin karşısında olan küfür cereyanının başına geçeceklerdir.
3. Deccaller Ehl-i iman olan gurup ile de mücadele edeceklerdir. Bu kesin olan bir durumdur.
4. İnsanların Allah’a kulluğunu yasaklayıp kendilerine kulluk yapmaya zorlayacaklardır.
Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle buyurdu:
“Hilafet babamın kardeşi amcam Abbas’ın çocuklarında devam edecek, nihayet onu Deccal'a teslim edeceklerdir.” 1
Hilafet Hz.Ebu bekir ile başlayan ve dünya çapında her zaman bütün müslümanları bir arada tutan ve birlik ve beraberliği sağlayıp kâfirlerin karşısında izzetle müslümanların yaşamasına birinci olarak vesile olan bir makamdır. Bu makam olduğu sürece kâfirler müslümanlara galebe çalamamışlardır. Dolayısıyla gün gelip hilafetin kaldırılması en büyük hadiselerden biri olacaktır ve olmuştur. Elbette Peygamberimiz sav bu büyük hadiseden bahsedecektir ve etmiştir. Hilafetin deccalin elinde son bulacağını haber vermiştir. Şimdi halifeliğin kaldırılmasına ve alem-i islamın başsız bırakılarak bu günkü perişan duruma getirilmesi olayına bakacağız.
Yıl 1924 ve halifelik kaldırılmış ve bütün müslümanlar başsız bırakılmıştır. O günden beri bütün Müslüman ülkeler perişan ve her türlü zulme uğramaktadırlar. Ve gördüğümüz gibi bu zalimlere dur diyecek bir merci ve Müslümanların hakkını savunacak bir makam veya ordu bulunmamaktadır. İşte bu günkü alem-i islamın perişan durumu halifeliğin kalkmış olması ile çok yakından ilgilidir. Şimdi bütün Müslümanlar halifenin etrafında birlik olsaydılar ve onların hakkını savunabilecek İslam ordusu olsaydı bu kâfirler Müslüman ülkelere gelip bunca masum müslümanı öldürüp ellerindeki petrolleri alıp soyabilirler miydi? Müslümanlar bütün dünyada aç ve perişan durumda olurlar mıydı? Düşünün, sadece arabistanın amerikadan alacağı 2 tirilyon dolardan fazladır. Diğer islam ülkelerinin servetleri de düşünülürse ve bu paraların Avrupa ve Amerikalıların ellerinde oldukları ve hiçbir zaman vermeyecekleri de düşünülürse durumun vahameti anlaşılır.
Demek hilafet olduğu sürece küfür tarafı bu dünyada istediği gibi at oynatamazdı. O zaman bütün dünyada Deccalın faaliyet gösterebilmesi yani deccal döneminin başlayabilmesi için Halifeliğin olmaması gerekirdi. Bundan da anlaşılacağı üzere deccaliyetin başlaması halifeliğin kalkması ile mümkün olacağı açıktır. Ve öyle de olmuştur. Dünya 1924 yılında halifeliğin kaldırılması ile deccal dönemine girmiştir. Halifeliğin Deccalin elinde son bulacağı hadisinden de anlaşıldığına göre onu kaldıran da deccaldir. Ve İslam alemi tekrar halifesine kavuncaya yani Mehdi-i Azam’ına kavuşuncaya kadar da böyle devam edecektir ve ona bir dur diyen de olmayacaktır. Ona dur diyecek olan Mehdi-i azamdır.
Halifeliği kadıran dolayısıyla deccaldir. Bunda tereddüt yoktur. Başka bir rivayette de “arabi harfler frengi yani latin harflerine döndüğü zaman deccali bekleyiniz” şeklindedir. Hemen hemen aynı tarihlere ve aynı şahıslara bakmaktadır. Ancak bu küçük deccaller dönemine işaret etmektedir. Bunlara süfyan ismi de verilmiştir.
1924 yılında halifeliğin kaldırılması ile deccal dönemi başlamış ve müslümanlar neye uğradıklarını şaşırmışlardır.
Deccaliyetin başlaması ile birden herşey değişmiş ve camiler ahıra çevrilmiş, içki, zina, faiz, kumar ve bütün Allah’ın yasak ettiği şeyler serbest edilmiştir. Allah’ın emri olan miras paylaşımından evlenip boşanmaya kadar bütün Kur’an hükümleri kaldırılmış ve yerine kâfrilerden getirilen kanunlar ikame edilmiştir. Unutarak bile olsa arapça ezan okuyan veya gamet getirenler süründürülmüştür. İnsanlar Kur’anlar’ını topraklara gömmek zorunda kalmışlardır.
Hz.Ali’den gelen bir rivayete göre “Arabi harfler frengi yani latin harflerine değiştiğinde deccali bekleyiniz” buyurulmuştur. Bediüzzaman hz.leri bunun küçük deccaller döneminin başlangıcı olduğunu bundan 100 sene sonra da büyük deccalin gelmesini bekleyiniz diye ifade etmiştir.
Demek 1928 yılında arabi harflerin değişmesi ve frengi yani latin harflerinin getirilmesi küçük decaller dönemi olduğunu teyid etmektedir. Dolayısıyla 1924 tarihinden beri deccal dönemi devam etmektedir ve büyük deccalin şahıs olarak gelmesine henüz on sene kadar bir zaman vardır. Ancak bunlar kesin olmayan ancak işaretlerden anlaşılan şeylerdir. Lâ yağlemüll gaybe illallah.
Demek halifeliğin kaldırılması ile başlayan deccaliyet dönemi 2015 yılında bulunduğumuz şu günlerde bütün şaşaası ile devam etmektedir ve bir müddet daha devam edeceği anlaşılmaktadır. Bu deccaliyet dönemi fitnesini artırarak büyük deccalın kendisi gelene ve o geldikten sonra kemalini bulup varacağı yere varana kadar bir müddet daha devam edeceği anlaşılmaktadır.
Tekrar küçük deccallere dönecek olursak peygamberimiz sav 30 deccalden, bir rivayette 70 deccalden bahsetmiştir. Dört kadın deccalden bahseden rivayet te vardır. Dolayısıyla alem-i islam içinde çıkan ve ibadetten ziyade islami kanunları ve tatbikatları kaldıran küçük deccaller bir tane değildir. Halifeliği kaldıran en büyükleri olmakla beraber onunla beraber olan ve yardımcıları durumunda olan niceleri daha vardır ki onların çoğu ölüp gitmiştir. Hatta onun emir ve yasaklarını halka severek ve isteyerek tatbik eden küçük bir yönetici dahi deccal hükmündedir. Bu islam deccallerine süfyan ismi de verilmiştir. Bu sadece bir ülkede değil aynı zamanda bütün islam ülkelerinde Kur’an’ı tatbikattan kaldıran ve onların yerine başka kanunlar getiren ve insanları Allah’ın emir ve yasaklarına göre değil de kendi emir ve yasaklarına göre yaşamaya zorlayan her zorba da bir deccal veya süfyandır.
İşte bu süfyanlar dönemi 1924 ten sonra bütün islam ülkelerinde etkili olmuşlar, putlarını diktirip insanları kendilerine secde etmeye zorlamışlardır. Yaptıkları küfür icraatlarına karşı çıkanları ise hapishanelerde ve sürgünlerde perişan etmişler ve nice alim ve evliyaları da asıp idam etmişlerdir.
Alem-i islamda bunlar olurken küfür aleminde de büyük deccalin muavinleri durumunda olan nice zalim ve ilahlık dava edenler çıkmış ve dini yasaklamışlardır. Bunlar doğrudan doğruya dinsizliği esas yapmalarından ve insanları buna itaat etmeye zorlamalarından büyük decal gurubuna dahil olmuşlardır. Ancak büyük deccal ünvanını alamamışlardır. Çünkü büyük deccal şer ve küfür namına bütün dünyada hüküm edeceğinden sadece bir bölgede hükmedenlere büyük deccal denmemiştir. Amma bunlar da deccal olmakla beraber büyük deccalin küçükleri veya muavinleri demek daha uygun düşmüştür. Mesela Rusyadaki küfür sistemi deccal cereyanı ve başında bulunanlar da deccal olamakla beraber sadece Rusyada hükmettikleri için büyük deccal ünavanını alamamışlardır. Bunlar büyük deccalin avaneleri durumunda kalmışlardır.
Bu süre 1991 yılına kadar böyle devam etmiştir. Ta ki Rusyanın yıkılması ile dünya tek kutuplu hale gelene kadar. Evet dünya Rusyanın 1991 yılında çökmesi ile tek kutuplu hale gelmiş ve dönem olarak büyük deccal dönemi başlamıştır. Çünkü bir adada hapis durumunda olan büyük deccal bütün zincirlerini kırmış ve bütün dünyaya ordularını göndererek hükmetmeye başlamıştır. Bu süreç hali hazırda devam etmektedir. Dünya üzerinde yüzbinlerce hatta milyonlarca müslümanı öldürdüğü halde kimse ona bunun hesabını soramamakta hatta bunun sözünü bile edememektedirler. Dolayısıyla 2015 yılını yaşadığımız şu günler küçük deccallerin de kendisine katılması ile büyük deccal dönemi olarak yaşanmaktadır. Bu ülkenin başında bulunanlar veya onun başına geçenler o gelecek büyük deccalin muavinleri konumundadırlar. Amma geleceği beklenen büyük deccalin kendisinin de bu ülkenin başına geçeceği umulur. La yağlemül gaybe illallah.
Delillere geçebiliriz.
Küçük büyük bütün deccaller ilahlık dava edeceklerdir. Bunun nasıl olacağına bakalım.
Mesela siz bir yerin müdürüsünüz. Elbette emriniz altında bulunan memurlara bazı kurallar koyup bazı yasaklar getirirsiniz. Ve emrinizde çalışanlar da sizin müdürlüğünüzü kabul edişlerinin gereği olarak sizin koyduğunuz kurallara uyarlar. Amma birisi çıksa ki sizin koyduğunuz kuralı kaldırıp başka kural koysa, sizin yasak ettiğinizi serbest etse ve memurları bu şekilde kendine uymaya zorlasa bu ne anlama gelir? Bu, “müdür o değil benim” anlamına gelir. İşte deccalin de ilahlık davası böyledir.
Şimdi deccal nasıl ilahlık dava edeceğine bakalım. Allah cc bu dünyanın ve bu insanların Rabbi ve ilahı olarak kullarına kurallar koymuş, emirler vermiş ve kullarına yasaklar koymuştur. Bu Onun ilah olmasının bir gereğidir.. Şimdi birisi çıkmış ve “İbadeti isteyen yapar, içkiyi serbest ediyorum, zinayı, kumarı, faizi ve hakeza..serbest ediyorum” diyor. Şimdi bu kişi ne diyor? “İlah O değil benim” diyor. İlahlık dava ediyor. Ve insanlara da Allah’ın emir ve yasaklarına göre yaşamalarını yasaklayıp kendi koyduğu emir ve yasaklara göre onları yaşamaya zorluyor. Allah’a itaat edenlere cezalar verip kendine itaat edenlere mükâfatlar veriyor. Şimdi bu adam ilahlık dava etmiş olmuyor mu? İlah benim demiş olmuyor mu?
Deccalin alnında “haza kâfir” yazacak amma bunu okuma yazma bilsin bilmesin sadece müminler okuyabilecek, onun peşinden gidenler okuyamayacak.
Yine Rasulullah sav Deccal’den haber vererek şöyle buyuruyor:
“Deccal; ‘ben sizin rabbinizim’ der. Siz ölünceye kadar Rabbinizi göremezsiniz! O, tek gözü kör biridir. Sizin Rabbiniz kör değildir! Onun iki gözünün arasında kâfir yazılıdır. Okuması olan yahut olmayan her mü’min o yazıyı okur.
Bu meseleyi de anlayabilmek için hal dilinden anlamak gerekmektedir.
Mesela: yüzü solmuş ağrıdan inleyen birisini gördüğünüzde onun hasta olduğunu halinden ve davranışlarından hemen anlarsınız. Yani onun “ben hastayım” demesine gerek yoktur. Buna hal dili denir.
Şimdi Deccal Allah’ın yasak ettiği içkiyi, zinayı serbest ettim diyor. Allah’ın emir ve yasaklarına göre yuva kurmayı yasaklayıp kendi kanunlarına göre evlenip boşanmaya mecbur ediyor. Mirasın dağıtılmasından mahkemelerde hükmedilmesine kadar her alanda Allah’ın emir ve yasaklarını kaldırıp kendi hükümlerini koyuyor. Şimdi bu adamın kâfir olduğunu bir mümin kolayca anlayamaz mı? Elbette anlar. Amma onun peşinden gidenler ve onun yaptıklarını güzel görenler elbette ve asla onu tanıyamazlar hatta “izindeyiz” diye dağlara yazarlar. Demek onun alnında kâfir yazması bizim bildiğimiz yazıdan değil, belki her hal ve hareketinden kâfir olduğunun anlaşılacağı manasındadır, Allahu alem bissevap. Bu vaziyet küçük büyük bütün deccaller için geçerlidir.
Küçük deccaller islam ülkelerinde bu tahribatı yaparken büyük deccalin muavinleri, yardımcıları durumunda olanlar da kendi ülkelerinde inkâr fikrini yaymaya çalışmışlardır. “Din afyondur” diyerek bütün dinlere karşı meydan okumuşlardır. Bu durum büyük deccal dönemine kadar böylece devam etmiş gelmiştir.
Büyük Deccal dönemi sanılandan çok daha farklı olmuştur. Çünkü büyük Deccal dönemi çok dehşetli olacak diye bekleniyordu. Halbuki büyük deccal beklenenin aksine tamamen insanın hoşuna giden nerede ise insanın kendini alamayacağı şekilde nefsin hoşuna giden bir yol açmıştır. Kadınlara tamamen serbestlik verip zinayı serbest etmiş, çıplak gezmeyi nerede ise bütün dünyada adet haline getirmiştir. Cadde ve sokaklarda dahi yarı çıplak gezen genç ve güzel kızlar herkesin hoşuna gitmiş ve buna karşı durmak nerede ise mümkün olmamıştır. Büyük deccal dönemi yaşadığımız bu günlerde bütün dünyada kızlar ve kadınlar yarı çıplak gezmekte, televizyonlarda nefsin en arzu edeceği şekilde şarkılar türküler, oyunlar oynanmaktadırlar. Dolayısyla bu deccal dönemi insanın o kadar hoşuna gidecek şekilde ve nefsin arzu ettiği şekilde olmuştur ki herkes isteyerek o fitnenin içine kendilerini atmaktadır. İnsan kendini kurtarsa eşini çocuklarını kurtaramamaktadır. Zira bu fitne çok cazip ve nefsin istediği şekildedir.
İşte deccal devlet idaresinin Allah’ın emir ve yasaklarına göre olmasını yasaklamış ve bunu en büyük suç olarak ilan etmiştir. Ve günümüzde de bu aynen suç olarak devam etmekte ve devletin idaresinin Allah’ın emir ve yasaklarına göre olmasını istemeyi bile büyük bir suç kabul etmektedir. Bunun yerine özgürlük dediği tam serbestlik yani canın nasıl isterse yani tam bir nefsani hayatı yaşamak serbestisi olan DEMOKRASİ yi getirmiştir. Demokraside en büyük suç devleti Allah’ın emir ve yasaklarına göre idare etmeye kalkmaktır. Devşleti Allah’ın emir ve yasaklarına göre idare etmeyi yasaklamak ise tam bir küfürdür. İşte imanı olanlar bu deccal sisteminin küfür olduğunu ve bunu getirenlerin kâfir olduklarını hemen anlamaktadırlar.
Büyük deccalin bütün dünyada hükmetmesi amma Mekke ve Medineye girememesine gelince.
Büyük deccal günümüzde bütün dünyada hükmetmektedir. Mekke ve Medine hariç. Deccalin hükmetmesi kendi emir ve yasaklarına göre bir hayatı bütün dünyada tatbik ettirmesidir. Bunu sadece Mekke ve Medine de yapamamıştır. Çünkü oralar korunmaktadır. Yani mekke ve Medine de bir tek açık bayan göremezsiniz, içki satılan bir yer yoktur. Hırsızın eli kesilir, haksız adam öldürene kısas yapılır. Evlenme boşanma mirasın dağılması ve hakeza Allah’ın emir ve yasakları tatbik edilir. Deccal bu iki şehirde bu tatbikata karışamamaktadır.
Amma dünyanın başka hiçbir yerinde Allah’ın emir ve yasaklarının tatbikine bırakmamaktadır. Mesela Somali; Somalide milyonlarca müslümanı öldürmesi, o müslümanların başlarına bombalar yağdırmasının sebebi somalili müslümanların ülkelerinin idaresini Kur’an’a göre yapmaya kalkmaları olmuştur. İşte o ülkeyi ve müslümanları bu hale getiren ve Kur’an’ı tatbik etmelerini yasaklayan büyük deccaldir. Afganistan, sudan gibi ülkelerde yaptıkları da düşünülürse ve son olarak suriyede islama doğru gidecek diye bir nevi küçük deccal olan kişiyi desteklemesi bize aynı şeyi göstermektedir.
Deccalin yalancı cenneti ve cehennemi olacak rivayetine gelince.
Artık Deccal döneminde yaşadığımızdan bu hadisleri anlamamız eski zamanlara göre çok daha kolay olmaktadır.
Yalancı cennet elbette deccal kendisine itaat edenleri içine koyacağı zevk sefa yeri, oyun, eğlence yeri olacaktır. Elbette bu yalancı cennette yalancı huriler ve yalancı gılmanlar olacaktır. Öyleyse bu yalancı cennetin yalancı hurileri gökten inmeyeceğine göre mevcut kadın ve kızları kullanacaktır. Ve kullanmış ve kullanmaktadır. Bundan 100 sene önce saçının telini göstermeyen kadınları bugün yarı çıplak, şortlarla utanmadan sokaklarda caddelerde erkeklerin önünde gezer hale getirmek, sahillerde çırıl çıplak dolaştırmak az bir şey değildir. Bir kadının kuaförde saatlerce süslenip sonrada erkeklerin önüne çıkıp şarkılar söylemesi ve kendine yabancı olan erkeklerin önünde oynayıp onları eğlendirmesi yalancı cennet değil de nedir? Bu tarz her türlü gayr-ı meşru eğlenceler çalıp söylenen yerler deccalın yalancı cennetleridir. Biraz daha genişletirsek kadın ve erkeklerin dinimizin müsaade etmediği şekilde bir arada bulundurduğu her yer onun cenneti durumundadır. Deccal kadınları bu hale getirene kadar az çalışmamıştır. Ve nihayet başarmıştır. Toplumu bozması da bu şekilde olmuştur. Çünkü kadınları bozmadan kullanmadan toplumu bozamazsınız. Bu yüzden deccaliyetin başında şöyle denmiştir. “Kur’an’ı kapat, kadını aç” öylede yaparak toplumu bu günkü hale getirmişlerdir.
Buna karşılık Bediüzzaman hz.leri “kadınları yuvalarından çıkardılar, beşeri baştan çıkardılar. Yuvalarına dönmeli” demiştir.
Demek kadınlar yuvalarına döndükleri ve dışarı sadece tesettürlü olarak çıktıkları zamanı görürsek deccaliyet döneminin de bitmiş olduğunu anlarız.
Günümüzde ise nerede ise herkes kadınları yuvalarından çıkmaya teşvik etmekte yuvalarına davet eden ise duyulmamaktadır. Kim onları yuvalarına davet ediyorsa işte onlar da doğru yolda olanlardır.
Deccalin cehennemine gelince. O bu gayri meşru yola insanları sevk edince elbette buna karşı çıkan Allah’ın emir ve yasaklarının tatbikini isteyen ve iman yolunun temsilcileri de olmuştur. İşte deccal bu zatları idam ederek, yahut onları hapishanelerde süründürerek yada sürgün ederek çile çektirmiştir. Onun cehennemi hapishaneleri olmuştur. Kim Allah’ın emrine uyalım demişse onu cehennemine göndermiştir. Son zamanlara kadar zikredenlere ne işkenceler yapıldığı herkesin malumudur ve bu işkenceleri yaşayanların çoğu hayattadır. Kadınların örtünmesinden rahatsız olup onları açılmaya zorlamalar da daha çok yenidir.
Deccalin heryere girmesine gelince; bundada mucizevi bir ifade bulunmaktadır. Bu hadis 1400 sene önceden bu günkü televizyon, internet, radyodan haber vermektedir. Zira bu aletler ile deccalin fitnesi her eve rahatlıkla girebilmektedir. Bundan bir anlaşılacak ta şudur ki teknoloji bu şekilde ilerlediği zaman deccal çıkacaktır.
40 günde dünyayı gezecek denmiştir. Buradan anlaşılacak olan da deccalin çıktığı zaman 1400 sene önceye hiç benzemeyen uçak, tren, araba gibi vasıtaların çıkacağına işaret edilmiştir.
Şimdi bazı hadislere bakalım.
Önce peygamber sonra ilah olduğunu savunacaktır. Ona karşı gelenleri cehennem dediği yere atacaktır. Ancak onun cehennemi cennet, cenneti cehennemdir. Bir rivayete göre Deccal’i Hz. İsa Şam yakınlarında öldürecektir. (2) Bütün peygamberler ümmetlerini Deccal’e karşı uyarmıştır. Peygamberimizin de dualarında Deccal’den Allah’a sığındığını bildiren birçok hadis vardır.
İbni Mace 4077
Ebu
Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Otuz kadar yalancı Deccaller çıkmadıkça Kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder."
Tirmizi, Fiten 43, (2219); Ebu Dâvud, Melâhim 16, (4333, 4334, 4335)
Mumsema Sa'b Bin Cüsame radıyallahu anh dedi ki;
"Rasulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem'in şöyle buyurduğunu
işittim; "İnsanlar Deccal'i unutmadıkça,
imamlar minberlerde ondan bahsi kesmedikçe Deccal meydana çıkmaz"
[Ahmed(4/71)
Esma Binti Yezid Radıyallahu anha'da merfuan;
"Deccal'e tabi olanların çoğu; Yahudiler, kadınlar ve bedevi(köylü)lerdir." Taberani(24/169)
"Deccal'e tabi olanların çoğu; Yahudiler, kadınlar ve bedevi(köylü)lerdir." Taberani(24/169)
Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor:
Yetmiş tane kezzab (deccal) çıkmadan kıyâmet kopmaz. (Taberânî)
Deccal’ın soyu!
Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor:
Annesi (gayr-i meşrû ilişkiden hamile kaldığı) deccal’ı gizli doğuracak ve bir kadın alıp onu evlâtlık edinecek. (Deylemî)
Annesi gayr-i meşru cinsel ilişkiden hamile kaldığı deccal’ı gizli doğurup terk ettiği için onu evlâtlık edinen kadının dışında gerçek soyu belirsiz olacak.
Ya nesli?
Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor:
Deccal’ın nesli olmayacak, Medine ‘ye ve Mekke ‘ye giremeyecek. (Ahmed İbni Hanbel)
Deccal’ın soyu, kökeni belirsiz olduğu gibi, arkasından kalan nesli (çoluk çocuğu) da olmayacak ve deccal’in rejimi Medine’ye, Mekke’ye giremeyecek.
1. Müsnedu’l-Firdevs, 3/447; Kenzu’l-Ummal, 14/271-h. No: 33436; Mecmau’z-Zevaid, 5/187-h.no.8954).
2. (Müslim, Fiten/20, Hadis no: 2932-2937, 4/2247. Buharí, Fiten/26-27, 9/74-76.)
MEHDİ-İ AZAM
Mehdi-i Azam meselesi ahir zamanın en büyük hadiselerinden biridir. Özellikle Mehdi-i Azam diyorum. Çünkü mehdi misal zatlar pek çokturlar ve önceden pek çok mehdi misal zatlar gelip geçmişlerdir. Bu zatlar Ümmet-i Muhammed'in en sıkıntılı zamanlarında gelmişler, dine sokulmaya çalışılan batıl fikirleri ve dinde olmayan bid'atleri ortaya koyup izale etmişler ve milyonlarca Müslüman’ı irşad etmişler ve sırat-ı müstakim yolunu göstermişlerdir. Bu zatların eserleri kütüphanelerimizde mevcuttur. Bu yüzden böyle büyük zatları gören bir kısım insanlar "Mehdi gelip geçmiştir" demişlerdir.
Günümüzde mehdi konusunda farklı fikirler mevcuttur. Özellikle toplumun önünde bulunan hocalar ve âlimler bu konuda farklı fikirlere sahiptirler. Kimileri "Mehdi gelecektir, daha gelmemiştir" derken bir kısmı da "Gelmiş geçmiştir" demektedirler. Hatta bir kısmı da "Mehdi diye bir şey yoktur, bu uydurmadır" demektedirler.
O zaman mehdi konusunda Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam ne demiş önce ona bakmalıyız.
(4086) "...Said bin el-Müseyyeb (r.a.)'den; şöyle demiştir:
Biz (mü'minlerin anası) Ümmü Seleme (r.a.)'nın yanında idik. Bir ara Mehdi hakkında müzakere yaptık. Bunun üzerine Ümmü Seleme (r.a.): Ben, Resulullah (s.a.v.)'den işittim, buyurdu ki: Mehdi (kızım) Fatıma'nın veled (nesl) indendir." (Sünen-i İbni Mace Kitabü-l'fiten Tercemesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim: Haydar Hatipoğlu, Bab: 34; s. 349)
(4087) "...Enes bin Malik (r.a.)'den; şöyle demiştir:
Ben, Resulullah (s.a.v.)'den işittim, buyurdu ki: Biz Abdulmüttalib'in çocukları cennet halkının büyükleriyiz. Ben, Hamza, Ali, Ca'fer, Hasan Hüseyin ve Mehdi." (Sünen-i İbni Mace Kitabü-l'fiten Tercemesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim: Haydar Hatipoğlu, Bab: 34; s. 349)
4283...Ali (b. Ebi Tabil) (r.a.)'dan; Resulullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir.
Dünyanın ömründen sadece bir gün kalsa bile, Allah (c.c.) benim ehl-i beytimden bir adam gönderecektir. O dünyayı, (daha önce) zulümle olduğu gibi, Adaletle dolduracaktır (Süneni Ebu Davud Terceme ve şerhi cilt. 14, Şamil yayıncılık, K. el-Mehdi (35), s. 402)
246-..........: Ebu Hureyre (r.a.)’den: Resulullah (s.a.v.): "Meryem oğlu (İsa aleyhisselam) içinize indiği ve sizden (birini) imam yaptığı zaman haliniz nasıl olacaktır?" buyurdu. (Sahih-i Müslim ve Tercemesi, Mütercim: Mehmed Sofuoğlu, İrfan Yayınevi, İstanbul 1972, c. 1, s. 208)
Ebu Said El-Hudri (r.a.) den rivayet edilmiştir; dedi ki: "Peygamberimizden sonra bir hadise baş göstermesinden korktuk ve Resulullah' (s.a.v.)a sorduk, buyurdu ki:
Ümmetimde Mehdi vardır; çıkacak ve beş veya yedi veya dokuz -şübhe eden, ravilerden Zeydi'dir- yaşayacaktır."
Ebu Said diyor ki: "Bu müddet nedir?" diye sorduk ve Rasul- i Ekrem "senedir!" buyurdu.
4283...Ali (b. Ebi Tabil) (r.a.)'dan; Resulullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir.
Dünyanın ömründen sadece birgün kalsa bile, Allah (c.c.) benim ehl-i beytimden bir adam gönderecektir. O dünyayı, (daha önce) zulümle olduğu gibi, Adaletle dolduracaktır (Süneni Ebu Davud Terceme ve şerhi cilt. 14, Şamil yayıncılık, K. el-Mehdi (35), s. 402).
Görüldüğü üzere peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam hiç şek ve şüpheye mahal vermeyecek şekilde Mehdi'nin ahir zamanda geleceğini haber vermiştir.
Burada bir parantez açarsak; Günümüzde güya dini hassasiyeti yüksek bir kısım şahıslar hadislere dil uzatmaktalar ve kendi kafalarına uymayan yüz binlerce hadise "hadis değildir" deme cesaretini göstermektedirler. Hâlbuki istikametli olan büyük İslam alimleri ittifakla "Buhari ve Müslim'den bir hadis okumak aynen peygamberimizden Aleyhissalatu Vesselam duymak gibidir" demişlerdir. Buna rağmen günümüzde Buhari ve Müslim hadislerine bile dil uzatanlar görülmektedir. Bu şahıslar en hafif tabirle çok saftırlar veya bunların arkasında dini bozmak isteyen kişiler bulunmaktadır. Zira hadisler olmadan, sünnetler bilinmeden din olmaz. Çünkü Ku’an’da namazın nasıl kılınacağı, zekatın hangi maldan ne kadar verileceği gibi meseleler yoktur. Onları peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam fiilen yaparak göstermiştir. Dolayısıyla hadisleri dinlemezsen nasıl namaz kılacağını da bilemezsin, hangi maldan ne kadar zekat vereceğini de.
İşte bu dini bozmak isteyenler hadisleri yok saymak için ellerinden geleni yapmaktadırlar ki ortada din kalmasın. Heyhat!.. Ümmet-i Muhammed'in gözleri açılmıştır ve böyle sapıklara artık geçit yoktur.
Konumuza dönecek olursak kesin olan şudur. Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam mehdinin geleceğini haber vermiştir.Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam her ne ki haber vermişse bu güne kadar olmuştur ve bundan sonraki zamanlar için de verdiği haberler bir bir gerçekleşecektir.
Mehdi-iAzam geleceğine göre olay nasıl cereyan edecektir?
Okuduğumuz kitaplardan ve günümüz olaylarının gidişinden çıkardığımız sonuç şudur;
1. Mehdi meselesi dünya çapında cereyan edecek ahir zamanın en büyük hadiselerinden biridir.
2. Mehdi dünyayı adaletle dolduracağına göre, adaletle doldurmak ancak Kur'an'ın tatbiki ile mümkün olacağından demek o zat dünya çapında Kur'an'ı tatbik edecektir.
3. Mehdi'den önce dünya zulüm ile dolu olacağına göre demek Mehdi'den önce dünyada Kur'an tatbik edilmeyecektir.
4. Mehdi'den önce Kur'an'ın tatbikini yasaklayacak ve dünyayı zulüm ile dolduracak kişiler Deccallerdir.
5. Demek Deccal dönemi Mehdiden önce olacak ve Mehdi zamanında devam edecek ve İsa Aleyhisselam zamanında Deccalın öldürülmesi ile Deccal dönemi bitecektir.
6. Mehdi'nin geliş zamanı Deccal döneminin en şaşaalı olduğu, Kur'an'ın tatbikinin Mekke ve Medine şehirleri hariç bütün dünyada yasaklandığı, nefsani bir hayatın bütün dünyada yaşandığı ve Âlem-i İslam'ın ve müslümanların çaresiz kaldıkları bir zamanda olacaktır. Mehdi bütün umutların kırıldığı bir zamanda çıkacaktır.
Mehdi-i Azam elbette sıradan bir kişi olmayacaktır. O en büyük bir mürşid, en büyük bir müçtehid, en büyük bir mehdi, kutbu azam, en büyük bir komutan ve halife-i arz olacaktır. Milyonlarca insanı irşad edip hidayetlerine vesile olacak, günümüzde gelişen yeni olaylara göre içtihadlar yapacak, büyük ihtimal dört büyük mezhebi birleştirecek ve O'nun zamanında sahabe dönemi gibi bir dönem yaşanacaktır. O aynı zamanda en büyük bir komutan ve devlet başkanı olacaktır.
Mehdi’nin Çıkışı veya Zuhuru Nasıl Olacaktır?
Hadis-i şeriflere göre Mehdi'nin çıkışı dünyanın zulüm ile dolduğu bir zamanda olacaktır. Buradan anladığımıza göre Mehdi Deccal döneminin en şaşaalı olduğu, Âlem-i İslam'ın perişan bir durumda olduğu ve Müslümanların da kurtuluş için bir umutlarının kalmadığı bir zamanda olacaktır. En nihayet yaşanan büyük olaylar ve zulümlere karşı ehli hamiyet feveran edecek ve onların başına Mehdi geçecektir. Önce kendisine seyyidler tabi olacaktır. Mehdi'nin ilk ordusu seyyidlerden oluşacak, daha sonra diğer Müslümanlar bu orduya katılacaktır.
Bu şekilde başlarında Mehdi olduğu halde meydana gelen bu ordu İslam’ın bayrağını çekecek ve mehdi de halifeliğini ilan edecektir. İlk icraat hemen hâkimiyet kurdukları bölgede Kur'an'ı tatbik etmek olacaktır. Deccaller nasıl ki kendisinden önce dünya çapında Kur'an'ın tatbikini yasakladılarsa Mehdi de Kur'an'ı tatbik edecek ve müslümanların Allah'ın emir ve yasaklarına göre yaşamalarını emredecek ve onları buna zorlayacaktır. Elbette bu durumda İslam’ın nurunu söndürmek isteyen ve Kur'an'ın tatbikine karşı gelecek olanlar olacaktır. İşte Mehdi onlarla cihad yapacaktır.
Öyleyse Mehdi de şu vasıflar olacaktır.
1. Kendisi Seyyid olup halifeliğini ilan edecek ve İslam bayrağını açacaktır.
2. Kendisine ilk olarak seyyidler tabi olacak, yani ilk ordusu seyyidlerden oluşacaktır.
3. İslam ülkelerini bir bayrak altında toplayacaktır.
4. Hâkimiyetini kurduğu bölgelerde Kur'an'ı tatbik edecektir.
5. Kur'an'ın tatbikine karşı çıkan kâfirler ile cihad yapacaktır. Yani Deccal döneminde terk edilen cihad yeniden başlayacaktır.
Mehdinin yapacakları ana hatları ile bunlardır. Şimdi geçmişe bu ölçüleri elimize alarak bakacağız.
Tarihe baktığımızda Âlem-i İslam'da ve dünyada henüz böyle bir dönemin yaşanmadığı açıktır. Böyle bir zat gelmediğine ve böyle bir dönem de yaşanmadığına göre demek ümmetin ahir zamanda beklediği Mehdi-i Azam henüz gelmemiştir. Dolayısıyla "Mehdi gelmiş geçmiştir" diyenler hem kendileri yanılmakta ve hem de Müslümanları yanıltmaktadırlar.
Ümmet-i Muhammed'in bir tek umudu kalmıştır; o da mehdidir. "Mehdi gelmiş gitmiş” diyerek müslümanların bu umutlarını kırmak büyük bir vebaldir. Üstelik bu yanlış fikir müslümanlara zarar vermekle beraber din düşmanlarının da işine gelmekte ve bu fikri din düşmanları desteklemektedir.
Bu bağlamda en çok Nur cemaatine mensup olanlar Bediüzzaman Hazretlerine “Mehdi” demekte ve bu yüzden "Mehdi gelmiş geçmiştir" demektedirler. Bu konuya özel bir paragraf açmamız gerekmektedir.
Önce Bediüzzaman Hazretleri mehdi konusunda eserlerinde neler yazmış, ona bakmamız gerekir:
"Bu zamanda öyle fevkalade hâkim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse... (Kastamonu Lahikası, 57)
Bediüzzaman Said Nursi, "Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat" diyerek Mehdi'nin henüz gelmediğini, Müslümanlar tarafından beklendiğini ve kendi yaşadığı devirden bir asır sonra geleceğini bildirmektedir.
"Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138- Kastamonu Lahikası, 72)
Üstad, Mehdi'nin kendisi olmadığını, kendisinden sonra geleceğini, "Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz." şeklinde belirterek açıklamıştır. Mehdi ve talebelerine ancak bir zemin hazırlayabildiklerini belirtmiştir.
Bediüzzaman Hz. Mehdi'ye Zemin Hazırlamıştır.
"O ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdâr bir neferi olduğumu zannediyorum." (Barla Lahikası, 162)
"O ileride gelecek acib şahsın" ifadesiyle Bediüzzaman açık bir şekilde Mehdi'nin kendinden sonraki bir dönemde geleceğini haber vermiştir.
Evet, Bediüzzaman Hazretleri eserlerinde böyle yazmış. Hiç bir tevile yoruma ihtiyaç olmayacak şekilde açık olan bu ifadelerden Bediüzzaman Hazretlerinin Mehdinin öncüsü ve ona zemin hazırlayan pişdarı olduğu, beklenen mehdinin ise kendisinden sonra geleceği açık bir şekilde anlaşılmaktadır.
Demek bir kişiye Mehdi-i Azam dendiği zaman;
1. Kendisi seyyid midir?
2. Kendisine tabi olan seyyidlerden teşekkül etmiş bir ordusu var mıdır?
3. Hilafet bayrağını açmış ve Âlem-i İslam'ı bir bayrak altında toplamış mıdır?
4. Hakimiyeti altında olan bölgede Kur'an'ı tatbik etmiş midir?
5. İslam’ın nurunu söndürmek isteyen kâfirler ile cihad yapmış mıdır ve milyonlar ordusu var mıdır?
6. Hatta kendisi en büyük bir müçtehid olduğundan yeni içtihadlar yapmış mıdır ve O’nun zamanında sahabe dönemi gibi bir dönem yaşanmış mıdır?
Bakmak gerekir.
Bakmak gerekir.
Elimize bu ölçüleri alıp baktığımızda geçmişte böyle bir zatın gelmediğini ve böyle bir dönemin yaşanmadığını görürüz.
Ancak 1924 yılında halifeliğin kalkması ile başlayan Deccal dönemi 90 yıldır devam ettiğine ve son zamanlarda en şaşaalı dönemini yaşadığına göre ve Âlem-i İslam'ın perişaniyeti ortada olduğuna ve bütün umutlar da tükendiğine göre, Ahir zamanda beklenen büyük mehdinin zuhur zamanının geldiğini söyleyebiliriz. Nitekim müslümanlar "Mehdi yoktur” veya “Gelip geçmiştir" diye oyalanırken büyük Deccal bu günlerde bütün dünyada öldürmek için Mehdiyi aramaktadır. Elbette onlar ne yaparlarsa yapsınlar mehdinin gelişini engelleyemeyeceklerdir. Ve elbette Allah nurunu tamamlayacaktır.
BEDİÜZZAMAN HZ.LERİ VE RİSALE-İ NURLAR
Bu konuda toplumumuzda ifrat ve tefrit şeklinde fikirler vardır. Yani Bediüzzaman Hz.lerine özellikle Nur cemaatine mensup olan pek çok kişi “Ahir zamanda beklenen büyük Mehdi” derken toplumun büyük bir kısmı da ya O’nu sıradan bir âlim olarak görmekte veya hatta O’na kızmaktadırlar. Dolayısıyla şimdi okuyacağınız şeyler sizin fikirlerinize uymayabilir. Sizden istirhamımız önceki fikirlerinizi ve bildiklerinizi bir kenara bırakarak yazılanları objektif olarak değerlendirmenizdir. Bizim maksadımız “Hakkın hatırı alidir, başka şeylere feda olunmaz“ diyen Bediüzzaman Hz.lerini dinleyerek hiç bir art niyet taşımadan hakikatleri ifade etmektir.
Bediüzzaman Hz.leri daha hayatta iken bir kısım talebeleri O’na “Mehdi-i Azam” demişler ve günümüzde de pek çok nur cemaatine mensup kişiler O’na “Mehdi-i Azam” demeye devam etmektedirler. Üstad Hz.leri hayatta iken talebelerini bu fikirlerinden vaz geçirmek için çok uğraşmış ancak onları bu fikirlerinden vaz geçirememiştir.
Bediüzzaman Hz.leri eserlerinde “Bir adama Mehdi-i Azam dendiği zaman üç vazife akla gelir, yanlış olur” ifadesi ile yukarıda yazdığımız vazifeleri yapmayan bir kişiye “Mehdi-i Azam” demenin yanlış olacağını eserlerinde yazmıştır. Kendisi o şartları taşımadığı için ısrarla beklenen Mehdi olmadığını, o acip şahsın bir asır sonra ve kendisinden sonra geleceğini eserlerinde yazmıştır.
Bediüzzaman Hz.leri beklenen büyük Mehdi olmadığına göre acaba sıradan bir âlim midir?
Elbette Hayır…
Bediüzzaman Hz.leri Deccalın karşısında mücadele etmiş olmasından anlaşılır ki o sıradan bir âlim değildir. Deccal onu hapishaneden hapishaneye, mahkemeden mahkemeye sevk etmesinden, öldürmek için 19 defa zehirlemesinden, yazdığı eserleri bulunduranları ve okuyanları bile hapishanelere atmasından anlaşılıyor ki Bediüzzaman Hz.leri ve beraberinde hizmet eden talebeleri Mehdiyet cereyanının temellerini atmışlar ve büyük Mehdi’ye zemin hazırlamışlardır. Bediüzzaman Hz.leri eserlerinde bunu açık olarak yazmış ve şöyle demiştir: “ .. ve anladık ki o nurani zatlara zemin ihzar ediyoruz.” Barla Lahikası.
Bediüzzaman Hz.leri bugün nerede ise dünyanın bütün dillerine çevrilen Risale-i Nur’lar ile İman ve islam’ın hakikatlerini ispat etmiş ve hatta avamın imanlarının bile tahkiki olmasını sağlamış ve küfür fikri ile ortaya çıkan deccallerin aklı hükmünde olan küfrün belini kırmış ve manen deccalleri öldürmüş, yani küfür fikrini darmadağın etmiştir. Artık günümüzde inançsız olduğunu söylemek gülünç hale gelmiştir.
Dolayısıyla nasıl ki deccaliyet 1924 yılında başlamış bir süreçtir ve halâ devam etmektedir. Mehdiyet te bir cereyandır. Mehdiyet Bediüzzaman Hz.lerinin küçük deccal veya Süfyan ile mücadelesi ile başlamış, yazdığı Nur risaleleri ile deccaliyetin beyni olan küfür fikrinin yıkılması ve deccallerin manen öldürülmesi ile sonuçlanmış ve mehdiyetin birinci bölümü başarı ile tamamlanmıştır.
Şimdi zemin büyük Mehdi için hazırdır. Ve O dönem gelmiştir denebilir. Zira kılıç kınından çıkmış ve cihad dönemi başlamıştır. Bu kılıç Deccal’ın şahsı bizzat İsa aleyhisselam’ın şahsı tarafından öldürülene kadar devam edecektir.
İSA ALEYHİSSELAM
İsa Aleyhisselam'ın yeryüzüne tekrar gelişi konusunda da malesef çok farklı ve yanlış fikirler gündemdedir. Bazıları İsa Aleyhisselam'ın peygamber olmasından dolayı ve son peygamber de gelip gittiğinden dolayı İsa Aleyhisselam'ın tekrar dünyaya gelmesinin mümkün olmadığını söylemektedirler. Bu yüzden bir kısım insanlar “İsa Aleyhisselam'ın kendisi değil de şahs-ı manevisigelecek” demektedirler.
Aslında aşağıdaki hadislerde de belirtildiği gibi İsa Aleyhisselam yeryüzüne tekrar peygamber olarak gelmeyecektir. Kur'an'ı tatbik etmek üzere adil bir hâkim olarak gelecektir. Peygamberimizin Aleyhissalatu Vesselam ümmeti olacaktır.
İkinci bir husus bütün peygamberler önce hayatlarının velayet dönemini yaşamışlar daha sonra ise peygamber olarak görevlendirilmişlerdir.
İsa Aleyhisselam ise bundan hariçtir. O peygamber olarak dünyaya gelmiş ve velayet dönemini yaşamamıştır. İşte o hayatında eksik olan velayet dönemini semadan indiğinde yaşayacaktır.
Dolayısıyla İsa Aleyhisselam'ın gelmesinde peygamberimize Aleyhissalatu Vesselam ümmet olmasında, hayatının velayet dönemini yaşamasında ve adil bir hükümdar olarak görev yapmasında hiç bir engel yoktur.
“İsa Aleyhisselam kendisi gelmeyecek, şahs-ı manevisi gelecek" diyenlere gelince: Bu sözü söyleyenler şahs-ı manevinin ne olduğunu bilmeyenlerdir. Şahs-ı manevi bir yere gitmez ki gelsin. İkincisi, şahs-ı manevi bir temsilcisi olmazsa iş göremez. Dolayısıyla şahs-ı manevinin ne olduğunu bilmeyenler böyle yanlış şeyler söylemektedirler. Şahs-ı manevi ile ilgili geniş izahı aşağıdaki adrese giderek bulabilirsiniz.
www.sahsimanevinedir.blogspot.com
İsa Aleyhisselam'ın gökten nüzulu ile ilgili olarak peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam ne demiş önce ona bakalım.
Ebu Hureyre (r.a.)den Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu dediği rivayet edilmiştir:
Hayatım yed'i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, muhakkak yakında İbn-i Meryem, Muhammed ümmeti arasında (Muhammedi) bir hâkim-i adil olarak (gökten yere) inecektir. (O) salibi (haçı) kıracak, hınzırı katl edecek, (zımmilerden) cizyeyi kaldıracak, mal çoğalacak hatta kimse mal kabul etmez olacak. (Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Hadis No: 1018, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1986, c. 6, s. 532)
243-..........: Ebu Hureyre (r.a.) dedi ki: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Allah' a yemin ediyorum, Meryem oğlu, adil bir hâkim olarak muhakkak inecek, haçı muhakkak kıracak, domuzu muhakkak öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizye vergisini muhakkak kaldıracaktır. (O zaman) genç dişi develer muhakkak terk olunacak, onlara rağbet edilmeyecek, bütün düşmanlıklar, buğzlaşmalar ve hasedleşmeler muhakkak zail olup gidecektir. O, muhakkak mala çağıracak fakat malı hiçbir kimse kabul etmeyecektir." (Sahih-i Müslim ve Tercemesi, Mütercim: Mehmed Sofuoğlu, İrfan Yayınevi, İstanbul 1967, c. 1, s. 207)
Hadis-i şeriflerden anlaşıldığı üzere İsa Aleyhisselam Mehdi Aleyhisselam'ın son zamanlarında semadan inecek ve mehdiye tabi olacaktır. İsa Aleyhisselam Mehdi Aleyhisselam'ın vefatından sonra başa geçecek ve büyük Deccal’ın şahsı bizzat İsa Aleyhisselam'ın şahsı tarafından öldürülecektir. Bediüzzaman Hz.leri bu konuda Şualar isimli eserinde şöyle demiştir.
"“İkinci vechi şudur ki: Şahs-ı İsa Aleyhisselâmın kılıncı ile maktûl olan şahs-ı Deccalın...."
Büyük Deccal’ın şahsı, şahs-ı İsa Aleyhisselam tarafından öldürüldükten sonra dünya tam bir İslami dönem yaşayacak yeryüzü adalet ile dolacak, kurt ile kuzu yan yana gezecektir.
İsa Aleyhisselam'ın vefatından sonra ise tekrar bu kâfirler kuvvet bulacaklar ve hâkimiyyeti ele geçireceklerdir. O zamandan sonra artık onlara bir "dur" diyen de olmayacaktır. Bu yüzden tam bir hayvani ve nefsani hayat yaşayacaklar ve sokaklarda çiftleşeceklerdir.
Neticede başlarına dünyanın yıkılmasını hak edecekler ve o zaman kıyamet bu kâfirlerin başlarına kopacaktır.
Bütün bu yazdıklarımız "illa böyle olacaktır" şeklinde anlaşılmamalıdır. Bizim okuduklarımızdan, olayların gidişini incelediğimizde çıkardığımız sonuç budur. Her şeyin en doğrusunu Allah bilir. Hata kusur var ise o bizim nefsimize aittir. Vel ılmü ındellah, La yağlemül gaybe illallah.
Selahattin ALTINTAŞ
2015
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder